Etik Nedir?

“İnsanlar yarı melek yarı şeytan doğarlar. Gelişmiş ülkelerde insanların melek yönleri teşvik edilir, şeytan yönleri cezalandırılır. Hukuk çalışır, toplum cezalandırılan insanlara mesafeli davranır. Adalet sisteminin zayıfladığı ülkelerde ahlaksızlık daha çok pirim getirmektedir (Alaton, 2003).” diyor İshak Alaton konuşmasında. Bizce insan şeytan doğmamakta, bütünüyle melek doğmaktadır. Her halde onu şeytanlaştıran insan oğlunun ortaya koyduğu sistemler bütünü olsa gerek.

Ne insanlığın babası Adem’in yediği yasak elmayı, ne de Habil’in Kabili öldürmesini tartışacak değiliz. Bizim için ilk günahı kimin işlediği değil, kötülüklerle mücadele önemlidir. Mücadelemizi ise İsa’nın “İlk taşı, hiç günahı olmayan atsın.” söylemindeki hoşgörü felsefesiyle sürdüreceğiz. Sınırsız özgürlükler, şeytanların değil Tanrı’nındır. Tanrı’nın dahi kendisini kutsal kitabında merhamet etmeyle sınırladığını görmekteyiz.

Batıda Etik (Ethic) ve Moral olarak ifade edilen değerler şark kültüründe ahlak normlarında yerini bulmaktadır. Etik ve Ahlak günlük konuşmalarda birbirinin yerine sıkça kullanılmaktadır. Ancak bu ifadeler arasında da farklılıklar söz konusudur. Etik kavramının ahlaktan farklı olduğunu düşünenler, onun ahlaka kıyasla daha evrensel olduğunu ileri sürmektedirler. Ahlak milli bir olgu iken etik uluslar arası bir kavram olarak değerlendirilmektedir.

Etik ve Moral ifadeleri için çeşitli tanımlar yapılmaktadır. Dar anlamda etiğe; ahlak bilimi ve töre bilimi diyebiliriz. Moral ise ahlak ve ahlaka ait olgudur. Geniş anlamda etiğe yapılan tanımlardan bazıları da kısaca şöyledir:

Etik iyi ve doğru, mutlak iyi mutlak doğru olup olmadığı varsa buna ulaşılıp ulaşılamayacağını araştıran zihinsel çabadır. Etik, istenen bir yaşamın anlaşılması, araştırılması, neyin yapılıp neyin yapılamayacağının, neyin istenilip neyin istenilemeyeceğinin belirlenmeye çalışılmasıdır (Goksu ve Bilgiç) .

Yaşam boyunca olumlu ve olumsuz yönleri ile karşımıza çıkan her olayı düşünürüz ve yeniden değerlendiririz. Benzer olayları yaşayan ve değerlendiren kişiler, eğer benzer sonuçlara varabiliyor ise, o zaman söz konusu süreci denetleyecek ve yönlendirecek bazı kuralların sağlıklı temelleri atılmış oluyor demektir.

İnsanlar var olduğu ilk günden beri hep “iyi” ve “doğru”ya yönelmiş, “kötü” ve “yanlış”tan sakınmış ve ondan uzak durmaya çalışmışlardır. Denebilir ki insanoğlunun iyiye doğru vazgeçemeyeceği sürekli bir eğilim ve yönelimi vardır. Dürüstlük, yardımseverlik, sadakat, doğruluk gibi değerler iyi değerler olarak daimi kabul edilmiş, buna karşın yalancılık, hile, aldatma, sahtekarlık, hırsızlık, cana kıyma gibi davranışlar “kötü” olarak insanlık vicdanında yer almıştır. Bunlar gibi “değer öğeleri”, insanoğlunun bulunduğu her toplumda vazgeçilmez etik değerler olarak yer etmiştir (Aydın, 2000).

Etik ilkelere uymamanın sonucu, sosyal yaptırımdır. Bu ilkelere uymayan kişi anti-sosyal bir davranış sergilediğinden kendi onurunu ve toplumdaki saygınlığını zedelemiş olur. Ortak etik değerlere saygısızlık, mutsuzluğu, disiplinsizliği, dışlanmayı ve başarısızlığı doğurur (Goksu ve Bilgiç).

Yazılı olmayan kurallar, çoğu zaman yazılı olanlardan daha önemli ve yaptırım gücü daha yüksektir. Bu kurallar net çizgiler ile çizilemeyen, toplumdan topluma, kişiden kişiye değişebilen kavramlar üzerine oturduğu için tanımlamakta güçlükler yaşanır. Olması gerektiği hissedilir ama nasıl dile getirileceği bilinemez. Yazıldığı zaman uygulanıp uygulanmadığını denetleyecek mekanizmalar güvenlik güçleri değil, bizzat bunları yaşayanlardır. Bu nedenle etik kurallar bir bakıma kişinin kendi kendine duyduğu vicdani yükümlülükler ile sınırlıdır.

“Etik kelimesi, köken olarak Yunan dilinde “karekter” anlamını içeren “ethos” kelimesinden türetilmiştir. Yani “ethos” kelimesinden “ethics” türetilmiştir. Ethics ise kavram olarak ideal ve soyut olanı vurgulayarak; ahlak kurallarının ve değer yargılarının ele alınması sonucu ortaya çıkmaktadır (Mengüşoğlu, 1965).”

“Etiğin kavram olarak başka bir şekilde tarifi ise; bireylerin toplumda ve birbirleriyle kurmuş oldukları ilişkiler sonucu ortaya çıkan, ahlaki görevler ve zorunluluklarla ilgili olarak; neyin doğru, neyin yanlış, neyin iyi, neyin kötü olduğuna ilişkin değerleri araştıran ve bunlarla ilgilenen bir disiplin dalına denmektedir. Daha genel bir anlamda etik kavramı ise; ahlak felsefesi olarak da adlandırılmaktadır (Cerrah ve Semiz, 2000).”

“Etik kavramı, günlük bir çok söylemlerde de genel olarak ahlak veya ahlakilik kavramları ile eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Bilimsel bir çok çalışmada bile bazen etik; töre kelimesi ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Genel olarak farklı anlamları içeren bu kavramların ortak tarafı ise bireylerin birbirlerine karşı davranış kurallarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen davranış ilkelerini içermesidir (Akarsu, 1997).”

“Etik kavramının ahlaktan farklı olduğunu düşünenler, ayrıca onun ahlaka kıyasla daha evrensel olduğu görüşünü ortaya atmaktadırlar. Bu yaklaşıma göre ahlakın, toplumdan topluma hatta aynı ülke içerisindeki yöreden yöreye değiştiği ve göreceli değerleri içerdiği; etiğin ise bütün toplumlar için geçerli evrensel gerçekleri kapsadığı şeklinde ifade edilmektedir (Pehlivan ve Aydın, 2000).”

“Ahlak; kültürel değerler ve ideallerle ilgili doğruları, yanlışları; bunlara uygun olarak nasıl davranılması gerektiğini ortaya koyar. Ahlak, toplumda kabul görmüş yazılı olmayan kuralları içerir. Buna karşın etik ise daha soyut kavramlara dayalı ve bu kavramlardan ne anlaşılması gerektiğini tanımlamaya çalışır. Etik kurallarının belirli bir alana yönelik yazılı kuralları içermesi beklenir (Pehlivan, 1998).”

Filozofların Ahlak Betimlemeleri

“Yasalar karşısında insan, başkalarının hakkına tecavüz ettiği zaman suçludur. Etiksel olarak ise bunu aklından geçirdiği anda bile suçludur. (Kant 1724-1804)”

“Ahlak bireyin kişisel bir görüş sorunudur. Ahlak her birey için kendi formüle ettiği ilkelerden ya da değerlerden oluşur. Ahlaksal ilkeler kamuoyu ile görelidirler. Toplumun onayladığı törel ölçütler ahlaksaldır, onaylamadığı ahlak dışı (Hume).”

“İyi ya da kötü, meydana gelen eylem değildir. İstenç iyi ya da kötü olur. Bu istek ussal, özerk bir istenç aracılığıyla anlığın içinde saptanabilir (Kant).”

“Tanrı evrenin ahlaksal düzenini oluşturur ve düzenler. Tanrı evrensel “ben”dir (Fichte).”

“Toplumsal törellik üç aşamada gelişir. 1- Aile 2- Toplum 3- Devlet. Ailede iki kişi, bir kişilik olur. Bir birey gerçek doğasını ve varlığını ancak başkalarında bulur. İlk olarak eşinde, ve sonra daha büyük toplumda, eşdeyişle aile, topluluk ve devlette ilişkileri genişledikçe yaşamı öncekine göre daha doyum verici ve tam olacaktır. Bir birey gizil bir kişidir. Aile, topluluk ve devlet ile ilişkiye girdikçe gerçek kişi olacaktır (Hegel).”

“Dünyanın etkin çabası iyi değil kötüdür. Mutluluk, kötülüğün ve acının geçici yokluğunda oluşur. Örnek hayvanlar dünyasındaki yaygın yabanilik, evrende kötülüğün ağır bastığını gösterir, çünkü bir hayvanın bir başkasını yemeden aldığı haz kurban tarafından çekilen acı ile orantılıdır (Schopenhauer).”

“İki tip ahlak vardır. 1-Kapalı: Birey toplum içinde geçerli olan tüm ahlaksal değerlere boyun eğer ve tam uyum içine girer. 2- Açık: Birey kendisi için, özgür bir ahlak anlayışı gösterir. Devrimsel bir ahlaktır ki katı, duruk, dışsal olarak dayatılmış kapalı biçimde daha yüksel bir düzeyde esin ve sezgi tarafından güdülür (Bergson).”